Buradasın: / /

Satmaz dedikleri giysiler ünlülerin markası oldu

Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Leyla Alaton, Güler Sabancı, Gülben Ergen, Sibel Can... Bu ünlü kadınların ortak noktası hepsinin aynı tasarımcının, Nurçin Sebük’ün giysilerini taşıması... Armani, Moschino, Valentino gibi devlerle çalışan Sebük ‘Tasarımlarımı giymesini istediğim kadınlar beni buldu’ diyor


‘En
sevmediğim kitap türü otobiyografi. Zaten hayat hikayemi anlatmayı da hiç sevmiyorum’ diyen Nurçin Sebük aslında film gibi bir hayat hikayesine sahip. Ankara- İstanbul-Milano hattında geçen moda dünyasının ışıltılı renkleriyle dolu bu hikayede 2001’de yeni bir dönem başlamış. Sebük’ü bu habere konu yapan da işte altı yıl önce başlayan bu yeni dönem! İtalya’ya okumaya giden genç bir kızın moda devleriyle geçirdiği 25 yılın sonunda olgun ve yaratıcılığının doruğunda bir kadın olarak ülkesine geri dönmesiyle ortaya çıkan bir marka bugünlerde çok konuşuluyor. Moda denilince akla ilk gelen ve ünü dünyayı aşan Armani, Ferre, Gaultier, Moschino, Valentino gibi markaların yaratıcılarıyla beraber çalışan Sebük’ün kendi markası Nu yakın bir zamanda modaya damgasını vuracağa benziyor.

‘Nu’nun pek çok anlamı var. Ama ben en çok ‘yalın’ ve ‘yeni’yi beğeniyorum. Çünkü benim tasarımlarımla tam olarak örtüşüyor’ diyen Sebük’ün müşterileri arasında kimler yok ki... Güler Sabancı, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Leyla Alaton, Sibel Can, Gülben Ergen, Arzum Onan, Meral Okay adını bir çırpıda sayabildiklerimiz. Peki, reklamsız ve sessiz sedasız üretilen bir markayı ünlü isimlerin tek adresi yapan ne? İşte bu sorunun yanıtını şöyle veriyor Sebük: ‘Özgün herkesin kullandığı bir kelime haline geldi ama yaptıklarım için başka bir sözcük bulamıyorum. Sabah uyanıp giydiğiniz en fazla bir aksesuar ekleyerek akşam özel bir toplantıda da giyebileceğiniz kıyafetler yapıyorum. Her yaştan herkesin giyebileceği giysiler bunlar ve minicik bir bavulda sıkış sıkış dünyanın öbür ucuna kadar taşısanız da çıkarıp hemen giyebileceğiniz özel kumaşlardan yapılıyor.’

İKİNCİ BUTİK SABANCILARIN

Yedi yıl önce yaratılan bu markanın ilk butiği Profilo Alışveriş Merkezi’nde açıldı ama Sebük’e bu kapılar hiç de kolay açılmadı. Tanınmayan bir markaya alışveriş merkezlerinde yer vermek isteyen çıkmadığı için Sebük ancak sahiplerini tanıdığı Profilo’da yer bulabilmiş butiğine. Ne oldu, nasıl oldu kendisi de bilmiyor ama kısa sürede ünü kulaktan kulağa yayılmaya başlamış.

‘Üstlerinde kıyafetlerimi görmeyi arzu ettiğim herkes gelip bizi orada buldu’ diyen Sebük açılan ikinci Nu’nun hikayesini de şöyle anlatıyor: ‘Güler Sabancı bizim iyi müşterimiz. Kardeşi Nur Sabancı mağaza açmak, ABD’den bir marka getirmek istediğini söyleyince Güler Hanım ‘Hiç gerek yok, çok güzel bir yer biliyorum. Eğer izin verirlerse Nu’yu açalım’ demiş ve böylece İstinyePark’taki Nu açıldı. Markalar markaları doğuruyorlar. Önümüzdeki sezon Nu&Nu çıkacak. Koleksiyonu çok değer verdiğim bir İtalyan tasarımcı hazırlıyor. Çok daha cıvıl cıvıl ve genç bir marka olacak. Nu&Nu’nun ilk mağazasını Astoria Alışveriş Merkezi’nde açacağız.’


Önce eşim sonra pek çok kadın bana inandı


Nurçin Sebük İtalya’da moda dünyasının dev isimleriyle çalışsa da Türkiye’ye döndükten sonra canını acıtan olaylar da yaşamış. Ama neyse ki yaşadığı olumsuzluklar onun yepyeni bir başlangıç yapmasını sağlamış: ‘Tasarımlar doğurduğun çocuklardır. Birçok marka doğurdum başkaları için ama kimi doğarken öldü, kimisini de sattılar. Her seferinde içimde bir acı kaldı. ‘Artık yeter’ dediğim an ise Türkiye’ye döndükten sonra yarattığım markalar Aprido ve David People’ın satıldığı zamanlardı. Eşim Hünkan Tellioğlu ‘Nurçin bu kadar üzülüyorsan kaderine kendin karar verebileceğin bir marka yarat’ dedi. O an o söz hayat öpücüğü gibi oldu ve Nu tek odalı bir işyeri olarak böyle doğdu. İlk koleksiyonum bir tek duvarı dolduruyordu. Güvendiğim birkaç pazarlama uzmanı arkadaşımı çağırdım. Baktılar ve ‘Çok güzel ama bir tanesini bile satamazsın’ dediler. Çünkü onlara göre çok değişikti. Armani türü ceket-pantolon yapmamıştım, Ferre gibi fiyonklar koymamıştım, Moschino gibi ipek bluzlara sırmayla işlenmiş komik şeyler yazmamıştım. Bir kez daha yıkıldım ama yine eşim ‘Ben sana inanıyorum’ dedi ve Nu böyle başladı. Ardından şıklığın küçücük bir siyah elbise bile olabileceğini bilen, şıklığın pul, payet olmadığını, gösterişsiz kalitede de yattığını bilen bir sürü kadın bana inandı. Bugün artık yaptıklarım bana yetmez oldu. Yurtdışında benim kıyafetlerimi taşıyan kişiler görüyorum.’


Tasarımlarımı keşke Uma Thurman giyse


Her tasarımcının onun kıyafetini giymesini hayal ettiği biri vardır. Sebük’ün hayalindeki bu isim ünlü oyuncu Uma Thurman. Çünkü Thurman fiziği ve duruşuyla yakından görüp de en çok beğendiği kadın. ‘Türkiye’de gördüğüm zaman beni heyecanlandıracak kadar şık giyinmiş birçok kadın var. Bir de çok şık olduğunu zannedenler’ diyen Sebük, Türkiye’de moda sektörüne ve yaratıcı insanlara yatırım yapılmadığından şikayet ediyor: ‘Yurtdışında yıllardır çırpınan sadece iki isim var: Rıfat Özbek ve Dice Kayek. Onlara da yabancı endüstriler destek oluyor. Vizyon eksik bizde, fasonculuk zihniyetinden hemen kurtulmamız lazım. İstinyePark’ta dolaşırken Paris’te dolaşıyorum sanıyorsunuz. İyi bir pazarız yabancılar için. Modanın moda olduğu yerlerde kendini tanıtamazsan sadece pazar olarak kalırsın. Biz Nu’da Türk tekstilcilerinin önem vermediği işlerle uğraşıyoruz. Kalıpçı dediğimiz şahıs benim şirketimin ortağı. Benim için o kadar önemli bir iş bu. Çünkü hayalimdekini gerçeğe dönüştürüyor. Kalıpçımız Beyhan Tellioğlu her yıl Avrupa’daki stüdyolara gidip yeni şeyler öğrenir.’


Modanın dev isimleriyle çalıştı


Sebük 20’li yaşlarının başında İtalya’da filoloji okurken aynı zamanda yaptığı kıyafetleri fuarlarda satmaya başladı. İşleri beğenilince de rüyalarını süsleyen bir teklif aldı ve Armani’nin moda koordinatörü oldu. Peki isimleri dünyanın dört bir yanındaki vitrinleri süsleyen bu devlerle ilk tanışma anı nasıldı? İşte Sebük’ün dizlerini titreten o anlar: ‘Giorgio Armani ile ilk kez bir ayna yansımasında göz göze geldik. Kendimi o kadar garip hissettim ki... Daha sonra onunla çalışmaya başladım. Ünlü oyuncu Sarah Vaughan için bir parti düzenlemiştim. Partiye Giorgio Armani’yi de davet ettim. Çünkü Vaughan’ın sponsoruydu. Ama Sarah Vaughan onu tanımadı. Yan yana oturdular ve Sarah Vaughan ‘Sizin adınız ne dedi?’ O anki utancımı anlatamam. Armani ceketini açıp etiketteki Giorgio Armani yazısını gösterdi, ikisi birden çok güldü. Geçtiğimiz günlerde vefat eden Gianfranco Ferre’nin odasına ilk girdiğim anda ise koca cüssesiyle masasından fırlayıp ‘Nasıl odamın kapısını çalmadan içeri girersin?’ diye kükrediğinde heyecandan tam arkamda duran bilezik koleksiyonunu devirmiştim. Franco Moschino ile çalışırken doğum günümde bana 400 tane kırmızı gül yolladı ama kendisi gelmedi diye oturup ağladım. Valentino ile ilk tanışmam ise şöyle oldu: Beni görünce ‘Ben bu şık Konsantinoplu küçük kızla mı çalışacağım?’ dedi. Şık kelimesine çok sevinmiştim ama Konstantinapol’e sinirlendim ve ‘İstanbul demek istiyorsunuz herhalde ama ben aslen Ankaralıyım’ dedim.’


ESRA CENGİZ -STAR

İçeriği Paylaş

0 Yorum Yapıldı.

Yorum Yaz

E-Posta adresiniz saklı tutlacaktır.

Güvenlik Yasızı

Ünlü markaların yeni Moda Erkek Giyim, Kadın (Bayan) Giyim, Spor Giyim, Çocuk giyim, Gece Elbiseleri ve kıyafetlerini, trendler ve moda haberleri ensonmoda’da

Hakkımızda

Etiketler