Buradasın: / /

Süleyman Demirel.:Türk tasarımcılar Avrupalı modacıları taklit ediyor

Süleyman Demirel.:Türk tasarımcılar Avrupalı modacıları taklit ediyor

Adanalı genç bir tasarımcı Süleyman Demirel. İsmi ilk anda biraz tuhaf gelebilir ama gerçekten adı bu. Liseyi bitirdikten sonra “Kendime hedef edindiğim meslek” dediği tasarımcılığa adım atmak için soluğu İstanbul’da alan Demirel, İstasyon Sanat Merkezi’nde 2 yıl moda okumuş. 2001 yılında ‘Genç Tasarımcılar 1. Ulusal Moda Yarışması’nda birincilik ödülünü aldıktan sonra birçok marka için tasarım yapan Demirel, hazır giyim sektörünün dışında görsel sanatlardan video kliplere, TV programlarından sahne kostümlerine kadar pek çok özel çalışmaya da imzasını atmış.

Daha önce Deniz Seki, Burcu Güneş, Seyyal Taner, Ebru Destan gibi birçok ünlü için kostüm hazırlasa da biz onun ismini Demet Akalın’la birlikte duyduk. Özellikle de klip çekiminde kaybolan parıltılı elbiseyle...

Akalın’ın ‘Bahane’ albümünde birlikte çalışmaya başladığı Demirel, son albümü ‘Mucize’de de onun için farklı tasarımlar yaptı ve sahne kostümlerini tasarlamaya da devam ediyor. Ancak Demriel sadece ünlüler için kıyafet tasarlamakla yetinmeyip, kendi markası Azor’u 4 yıl önce hayata geçirdi bile... Azor’la modanın kolay ulaşılabilir bir kavram olduğunun altını çizmek isteyen genç tasarımcı ile markasını, tasarımlarını ve Türk moda dünyasını konuştuk...

  • Adınızın Süleyman Demirel olması size ne gibi avantajlar sağlıyor zira isminiz zaten bir marka…

    Avantaj diyebileceğim tek bir nokta var, akılda kalıcı olması. Resmi kurumlarda kendimi ifade edebilmek ve yeni tanıştığım insanları inandırmak için nüfus cüzdanı göstermek zorunda kalmam dışında ise bir dezavantajını yaşamadım.

    DEMET’LE ÇALIŞMAK ÇOK KOLAY

  • Tarzınızı nasıl anlatırsınız, diğer tasarımcılardan farkınız ne?

    Her tasarımcının birtakım önemli farklılıkları söz konusudur; hayata bakış açısı, kendisine hedef edindiği kitle ve o kitlenin yaşam tarzı, renklerle olan ilişkisi, modaya yansıtmak istediği ayrıntılar... Diğer tasarımcılara göre hazır giyim sektöründe markalaşmayı planladığım ve daha geniş kitlelere ulaşmak istediğim için koleksiyonlarımda daha çok giyilebilirlik ölçülerine, fonksiyonelliğe ve nasıl daha ekonomik üretilebilirliğe dikkat ediyorum.

  • Tasarımlarınızda olmazsa olmazlarınız neler?

    Koleksiyonlarımda vazgeçemediğim en önemli ayrıntılar, siyah ve danteldir. Bu renk ve materyale karşı ciddi anlamda tutkum var. Koleksiyonlarımda son derece esnek davranırım ve kendimi sınırlamam.

  • Her tasarımcının hayali olan kendi markanızı yarattınız... Azor nasıl bir marka?

    Daha önceki iş tecrübelerim ve kendi tarzımı kabul ettirebildiğim müşteri portföyümün desteğiyle, tabii ekibimin de çok ciddi özverileri sonucu, ‘Azor’ ortaya çıktı. 4 yıldan beri de Türkiye genelinde 150 mağaza ve butikte satışa sunuluyor. Koleksiyonumun tamamına gece elbiseleri hakim; mezuniyet baloları için özel abiyeler, kokteyl ve düğün elbiseleri...

  • Haute couture çalışmaları nasıl gidiyor?

    Azor dışında haute couture anlamda çalışmalarım çok yoğun değil çünkü hazır giyim epey zamanımı alıyor. Yılda 2 ayrı temada 4 farklı koleksiyon hazırlıyorum. Demet Akalın’la ‘Mucize’ albümü ile yeniden çalışmaya başladık.

  • Demet Akalın’la çalışmak zor mu?

    Benim adıma herhangi bir zorluğu yok, çünkü Demet Akalın en az bizler kadar modanın içinde ve trendleri çok yakından takip ediyor. Hazırladığım kıyafetleri ona beğendirmek ya da giydirebilmek için çaba harcamıyorum. Sahne kostümlerine birlikte karar veriyor ve hazırlıyoruz.

    TKİB YENİ ÇAĞLAYANLAR İSTİYOR

  • Demet Akalın sahne kıyafetleri için size ücret ödemediğini söylüyor...

    Evet doğru... Demet Akalın’la iş hayatının dışında birtakım sosyal paylaşımlarımız da söz konusu ve güzel bir dostluğumuz var, maddi bir ilişkimiz yok ve olmasını da istemiyorum.

  • Türkiye’de kalıplaşmış bir moda sektörü var ve gençlerin o birkaç ismin arasına girmesi biraz zor. Siz de şimdi markanızla bu dünyada yer almaya çalışıyorsunuz, işiniz zor mu sizce?

    Türkiye’de moda anlamında yapılan çok da fazla bir şey olmadığını düşünüyorum, gerek hazır giyim adına gerekse haute couture anlamında... Avrupa markaları Türkiye’de çok daha fazla başarı gösteriyor ve ekonomiye yön verdiği kanaatindeyim. Türkiye’de tasarımcıların kendi adlarına oluşturdukları markalarda, Avrupa taklidi ürünler tasarladığını düşünüyorum. Türkiye’de yapılan fashion show’larda tasarımcıların kendi ruhunu ortaya koyduğuna inanmıyorum. O bakımdan o kültleşmiş isimlerin arasında kalmak ya da onlardan sıyrılmak gibi bir çabam yok. Bu isimler de zaten İTKİB’in ciddi destekleriyle ayakta duruyor. Kendi bünyelerinde yaptıkları işi ve maliyetleri kaldırabilecek bir sirkülasyon yaşamıyorlar. Bense kendi ayakları üzerinde durabilen, hem ticari hem de üretim-planlama adına ciddi bir sirkülasyon yaşıyorum ve bundan da gayet memnunum. İTKİB’in sistemi bana hitap etmiyor, çünkü son 10 yıldan bu yana yapmış olduğu yarışmalardan tutun da düzenlediği tüm fuar organizasyonlarında Hüseyin Çağlayan taklitleri gözümüze çarpıyor. Modada birilerinin taklidi olmak ya da birilerinin yerine konmak yerine, kendi adıma bir marka olmanın peşindeyim. Aralarında kalmak ya da onlardan sıyrılmak bana ticari anlamda hiçbir şey katmayacak. İTKİB de sanırım düzenlediği bu yarışmalarda, yeni birer Hüseyin Çağlayan yetiştirmeyi planlıyor. Türkiye’nin ise buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.
  • AKŞAM
  • İçeriği Paylaş

    0 Yorum Yapıldı.

    Yorum Yaz

    E-Posta adresiniz saklı tutlacaktır.

    Güvenlik Yasızı

    Ünlü markaların yeni Moda Erkek Giyim, Kadın (Bayan) Giyim, Spor Giyim, Çocuk giyim, Gece Elbiseleri ve kıyafetlerini, trendler ve moda haberleri ensonmoda’da

    Hakkımızda

    Etiketler