Venedik, adını aşk ve romantizmle özdeşleştirmiş muhteşem bir şehir

Ana karadan ayrı ve adeta zamandan bağımsız yaşayan Venedik, adını aşk ve romantizmle özdeşleştirmiş muhteşem bir şehir. Aşkı, tarihi ve tabii gondol keyfini sakın kaçırmayın!..

Çocukluğumdan bu yana duyar, okurum: “Venedik sular altında kalacak...” Ama kenti kaplayan su, henüz Venedik’e ihanet etmedi. Adriyatik’in suları Venedik Körfezi’nde zaman zaman öfkesini artırıp seviyesini yükseltse de şehir, hemen her zaman konuklarını tüm davetkârlığı ve haşmetiyle ağırlamaya hazır bekliyor.

Kuzey İtalya’nın doğusunda, Adriyatik denizi kıyılarında, bir ada şehir olan Venedik, karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü Ponte Della Liberta ile bağlanıyor. Ama iskeleden kalkan vaporettolar ile (Boğaz’da çalışan motorlar gibi küçük tekneler) gitmenizi özellikle öneririm. Su şehrine su kanalıyla gitmekten zevkli bir şey olamaz. Vaporetto’ya adım attığınız an sadece trafikten, kornalardan, ana karadan, İtalya’dan değil, yaşadığımız yüzyıldan da ayrılacaksınız. Tarih kokan (itiraf etmeliyim, özellikle yaz aylarında rutubet de kokan!) Venedik’te sizi geçmiş yüzyıllar bekliyor olacak... 19. yüzyıldan kalma binaların aklınızı başından alacağına şüphem yok...

İlk girdiğinizde kaybolma endişesi yaşayacağınız daracık sokaklar, sizi birbirinden güzel meydanlara ulaştıracak. “Bu kez kayboldum” dediğiniz anda anlayacaksınız ki, aslında Venedik’te yürürken kendinizi sokaklarda akıntıya bırakırsanız, mutlaka bildiğiniz bir noktaya varacaksınız. Venedik’i en iyi hissetmenin ipucunu da size vereyim. Ünlü tarihçi Fernand Braudel’in “Akdeniz, İnsanlar ve Miras” kitabındaki Venedik yazısını okuyun. Venedik’i daha iyi anlayacaksınız. (Akdeniz, İnsanlar ve Miras/Fernand Braudel-Metis Yayınları)

118 adacık, 170 kanal, 400 köprü ve gondollarla bağlı

Daracık yüzlerce kanalı birbirine bağlayan köprüleri, sokak aralarında satılan maskeleri ve meydanlarındaki görkemli kiliseleri ile ilginç bir kent Venedik. Ansiklopediler de zaten kenti bir kanallar şehri olarak tanımlıyor. Yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu kentte bu adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve onları da birbirine bağlayan 400 köprü var. Venedik’te kanallar boyunca ilerlerken neredeyse her dönemeçte bir meydana çıkıyorsunuz. Bu yanıyla da sürprizlerle dolu bir labirentin içindeymişsiniz izlenimi veriyor. Zaten yürümek gibi bir şansınız yok ama bu labirentleri mutlaka gondolla keşfetmeniz gerektiğini söylememe pek de gerek yok değil mi? Sokak aralarından çıkıldığında zaman zaman dalgalı denize maruz kalınsa da ara sokaklarda huzur var. Ama önemli bir uyarım var, unutmayın ki Venedik turistik bir şehir ve bunu çok iyi bilen gondolcular gezi için olağanüstü yüksek rakamlar isteyebiliyor. Pazarlık yapmayı sakın ihmal etmeyin.

San Marco’da ünlüleri ağırlayan restoran: Antico Pignolo

Yalnız gitmemenizi ve aşkı dolu dolu hissetmenizi önereceğim Venedik’te, kendinize ve sevgilinize Ristorante Antico Pignolo’nun eşsiz lezzetlerini sunmayı sakın unutmayın. San Marco Meydanı’nda yer alan Antico Pignolo’nun sıcak kanlı yöneticisinin adı Fulvio Zanella. 1930’dan bugüne Zanellaların yönetiminde olan mekanın tarihi, çok daha eskilere uzanıyor. 1200’lerde Venedik dükünün atlarının tedavi gördüğü yer olarak ve 1600-1700 arasında rahibeler için fırın olarak ve hemen ardından baharatçı olarak kullanılıyor. Son yüzyıldaysa birçok ünlünün yemek yediği bir restoran olarak kullanılıyor. Bu ünlüler arasında Yoko Ono, Pierre Cardin, Julio Iglesias, Robert de Niro, Nick Nolte, Phil Collins ve Jon Bon Jovi gibi isimler var. Restoranın 1500 etiketli seçme şaraplardan oluşan çok zengin bir kavı var. Ayrıca sommelier kursları da düzenleniyor. Yemekte karides ve safranlı risottoyu özellikle tavsiye etmek isterim. Farklı bir içecek olarak ise yemekten sonra digestive olarak, kırmızı greyfurt, prosecco ve votkadan oluşan Sgroppino’yu mutlaka tadın derim. Şarap seçiminizde mütevazı olursanız fiyatlar da mütevazı olacaktır.

Maskelerin hikayesi

Venedik, 1600’lü yıllardan beri Avrupa’daki en güzel karnavalların odak noktası durumunu koruyor. Şehrin maske takma geleneği de bu zamanlardan başlamış. Eğlenceye çok düşkün şehirde fahişelik mesleği cazip bir hale gelince, köprülerde müşteri arayan kadınlar, yerel halk tarafından tanınmamak için birbirine benzeyen ve hafif bir tebessüm taşıyan yaldızlı maskeler takmaya başlamışlar. Böylece maskeler, Venedik’in ve fahişeliğin sembolü olmuş. Şehrin ileri gelenleri, maskelerin sayısındaki artışı fark edince paniğe kapılıp fahişeliği yasaklamış. Ama maskeler günümüzde Venedik’in sembolü durumunda ve en popüler turistik objelerden de biri.

Görülmesi gereken yerler

St.Marco Meydanı

Şehrin en güzel anıt binalarından Dükler Sarayı ve Sansoviane Kütüphanesi’nin arasında kalan bu alan, görkemli St. Marco Kilisesi ile tamamlanıyor. Önceleri pazar yeri olarak kurgulanmış ancak 1536 yılından itibaren temiz tutulması amacıyla pazar kurulmasından vazgeçilmiş.

Dükler sarayı

Pembe Verona Mermeri ve beyaz Istra taşından Gotik üslupta yapılmış. Venedik dukalarının sarayı, aynı zamanda yönetim merkeziymiş.

Hasret köprüsü

Dükler Sarayı ile Prigioni Nuove (Yeni hapishane) arasında kapalı olarak inşa edilmiş bu köprü,17. yüzyıl barok mimarisinin en popüler örneklerinden.

Murano adası

Yüzyıllardır kendine özgü cam işçiliğiyle öne çıkan Murano adasına, kuzeye doğru 1.5 km yolculuk yaparak küçük teknelerle ulaşmak mümkün. Burada cam işçiliğini izleyebileceğiniz gibi çeşitli hediyelik takılar, aksesuarlar ve şamdan, çerçeve gibi Murano işi eşyalar da satın alabilirsiniz.

Kaynak: Süha Derbent/Vatan

BU KATEGORİDEKİ DİĞER İÇERİKLER

Yurt Dışına İlk Kez Çıkacaklar İçin 10 Tavsiye

Yurt dışına çıkma planınız varsa özellikle ilk defa yurt dışına çıkacaksanız önceden bir takım tavsiyelere bakmak fayda sağlıyor. Aksi halde olumsuz durumlar ortaya çıkabilir. Yurt dışı maceranızın kötü sonuçlanmaması için hayat kurtarıcı tavsiyeleri online seyahat markası Biletall'da,blog yazısında derledi.

Nepal: Dünyanın çatısı mı yoksa Budizm'in ana vatanı mı?

Batılı bir turiste Nepal hakkında izlenimlerini sorduğunuzda kişinin ilk aklına gelecek olan şey Nepal’in “Dünyanın çatısı” olarak anılması ve 8850 metre yükseklikteki Himalaya Sıra Dağları üzerinde bulunan Everest tepesini de sınırları içerisinde bulundurması olacaktır büyük bir ihtimalle.

YORUM YAZIN


Oylama:0 puan ( 0 oy )

MARKA VE İŞTİRAKLERİMİZ